SÜT DEVRİMİ (*Ceyhun BALCI, Nature 500, The Milk Revolution, 01 Ağustos 2013)
İnsan yavrusu dünyaya gözünü açar açmaz anasının/türünün sütü dışında bir gıda alamıyor. Yaşamının ilerleyen yıllarında da süt içmeyi sürdürüyor ama süt kaynağı kendi anası yerine diğer türlerin anaları olabiliyor. Bundan 11 bin yıl öncesine kadar insan yaşamının ilerleyen yıllarında anasının (türünün) dışındakilerin sütünü içemezdi. İçse bile hastalanırdı. Homo sapiens’in yaşamının sonraki yıllarında da süt içebilmesi için becerileriyle gen mutasyonu kaynaklı kolaylaştırıcılığı bir araya getirmesi gerekti. Biraz da devrimler tarihi demek olan insanlık tarihinin Süt Devrimi sayfalarında kısa bir gezintiye çıkalım!

Süt Devrimi’nin izini süren bilimciler Polonya’da 7000 yıl öncesinden kaldığı kestirilen delikli testilerin peynir yapımı amacıyla kullanılmış olabileceğini getirmişler akıllarına. Polonya’nın Avrupa’da peynir üretiminin en eskiye dayandığı yerlerden olduğu savlanıyor. Neden peynir diye sorulacak olursa insandaki süt şekeri enzimi eksikliği baş sorumludur. Doğumda var olan süt şekeri (laktoz) enzimi laktaz ilerleyen yıllarda salgılanmaz olur. Herhalde nasılsa süt içmesi gerekmeyecektir dürtüsüyle. İstese bile süt bulması söz konusu değildir o çağlarda insanın. Bu durum, sütün insan için hastalandırıcı bir besin olması demektir. Ancak, yasak meyveden bile uzak duramayan insan bu yasağı da dinlememeye kararlıdır.

Günümüzden 11 bin yıl önce avcı-toplayıcı olmaktan çıkıp tarım devrimiyle yerleşikleşen insanlar süt ürünlerindeki laktozu azaltmanın yolunu aramakla başlamışlar işe. İşte, bugün de zevkle tükettiğimiz peynir ve yoğurt bu arayışın ürünleridir. İnsanlık tarihinin dönüm noktalarından olan Tarım Devrimi’nin gerçekleştiği yer bugünkü Anadolu, İran, Mezopotamya ve Suriye’yi kapsayan Bereketli Hilâl’dir.

Gerçekleşen mutasyona dayalı evrime karşın laktaz eksikliği günümüz insanının da sorunu olmayı sürdürüyor. Avrupa, popülasyonda laktaz eksikliğinin en az olduğu anakaralardan birisidir. Tarım Devrimcileri oldukları yerde kalmaktansa batıya ve kuzeye yönelip Avrupa içlerine ve hatta İskandinavya’ya erişmişler. Bu devinim süt işleme tekniklerinin de tarım devrimi uygulamalarıyla birlikte Avrupa’ya taşınmasına yol açmış. Bu insan hareketlerinin sonucunda Avrupa’daki laktaz sürekliliğinin bundan 7500 yıl önce şimdiki Macaristan’ın verimli ovalarında ortaya çıktığı sanılmaktadır.

Bu gen-kültür eş evriminin gerçekleşmesi için diyete süt ürünlerinin girmesi bir önkoşuldur.

Günümüzden 10.500 yıl önce hayvan evcilleştirmiş ve yetiştirmiş olan Bereketli Hilâl insanları bu becerilerini Avrupa’ya taşıyarak Süt Devrimi’nin bu anakarada da boy vermesine katkıda bulunmuşlar.

Yapılan çalışmalar Avrupa’ya gelen göçmenlerin beraberlerinde hayvanlarını da getirdiklerini kanıtlıyor. Dolayısı ile süt işleme yöntemlerini Avrupa’daki yerli topluluklardan çok göçmenlerin tarım devrimini ve onu izleyen süt üretimini anakaraya taşıdıkları düşüncesi öne çıkmış.

Bilimciler yaptıkları çalışmalarla o dönemden kalan testilerdeki peynir kalıntılarını Bereketli Hilâl’de 8500, Avrupa’da ise 6800-7400 yıl öncesine tarihlemişler. Sütçülük yapma becerisine sahip Bereketli Hilâl insanları bir yandan sahip oldukları teknoloji sayesinde Avrupa’daki yerli insan topluluklarını başka yerlere sürebilirken; diğer yandan da kendileriyle birlikte gen mutasyonunu da anakaranın içlerine doğru taşımışlar. Göçmenlerin yoğunlukla yerleştikleri İngiltere ve Kuzey Avrupa’nın bugünkü halklarında laktaz eksikliği yaygınlığı % 10 dolaylarında iken; göçmenlerin o yıllarda fazla ilgi göstermedikleri Güney Avrupa’da bu oran % 40’lara tırmanabilmektedir.

Cilalı Taş Devri’nin sonlarında ve Bronz Çağı’nın başlarında, diğer bir deyişle bundan 5000 yıl kadar önce laktaz sürekliliği (persistansı) Avrupa’nın kuzeyi ve ortasında oldukça yaygınlaşmış bir özellik olarak göstermiştir kendisini. Bu durumun yaşama yansıması ise insanların sütü doğrudan tüketebilmeleri ve bu yolla daha iyi beslenebilme olanağına kavuşmaları şeklinde olmuştur. Böylelikle açlıkla baş etmek de olası duruma gelmiştir. Özellikle tarımsal üretimin çeşitli nedenlerle düşük olabildiği yıllarda/dönemlerde bu üstünlük insanın sağ kalımına önemli katkıda bulunmuştur. Süt tüketebilmenin sağladığı bir başka yarar ise özellikle kuzeydeki güneş yetersizliğine bağlı D vitamini eksikliğiyle baş etmedeki destekleyici rolü olmuştur.

Bugün Türk kahvaltı sofralarını süsleyen lezzetli beyaz peynirlerin insanlığın süt devrimini başlattığı yıllardan kalma bir besin olduğunun da altı ayrıca çizilmelidir. Doğrudan süt içilemeyen dönemlerde sütün laktozunu azaltma amacıyla üretilen peynir ve yoğurt bugün de zevkle tüketiliyor. Her ikisi de eskil besinler olmakla birlikte sofralarımızdaki yerlerini koruyor. İnsan artık doğrudan süt içebilmekle birlikte bu eşsiz besinlerden vazgeçmeye de niyetli görünmüyor.

Süt Devrimi’ne bizlerin atalarının katkısı hiç kuşkusuz yadsınmayacak boyutlardadır. Süt Devrimcisi ataların torunları olan bizler bugün ne kadar süt tüketiyoruz?

Bir İngiliz 100 lt/yıl, bir İtalyan 63 lt/yıl, bir İsveçli 111 lt/yıl ve bir Fin 139 lt/yıl süt tüketirken Süt Devrimi’nin beşiğinde yaşayan bir Türk yalnızca 24 (yirmi dört) lt/yıl süt içmektedir. Bu gülünç nicelik günde yarım bardaktan da az bir miktar anlamına gelmektedir.1

Bu sayıların gözlerimizin önüne utanç verici bir tablo serdiğine kuşku yoktur.
Tarım toplumu olmaktan hızla uzaklaşan Türkiye ne ilginçtir ki; endüstri toplumu olmaya doğru da yol almamaktadır.
Süt tüketiminde ortaya çıkan zavallılık, et tüketimi gibi alanlarda da kendisini duyumsatmakta ve Türk insanının hem zihinsel hem de bedensel açıdan eksikli olması sonucunu doğurmaktadır.
Eskil çağların devrimcilerinin torunlarının modern çağda içine düştüğü yoksunluk insanın içini yakan bir tablodur.
 (*) Nature 500, The Milk Revolution, 1 August, 2013.
------------------------------------------------------------------------------------------

Türkiye’de süt tüketimiyle ilgili üzücü istatistikler!
(Milliyet Web - Bebek ve Çocuk, Nature 500, The Milk Revolution, 1 August, 2013.)
Kişi başı süt tüketimi İngiltere’de 100, İtalya’da 63, Finlandiya'da 139, İsveç’te 111, Fransa'da 68, Romanya'da 75 litre iken ülkemizde ise bu miktar sadece 24 litre seviyesinde seyrediyor.
Türkiye süt tüketiminde Avrupa’nın oldukça gerisinde! Yörsan’dan yapılan açıklamaya göre kişi başı süt tüketimi İngiltere’de 100, İtalya’da 63, Finlandiya'da 139, İsveç’te 111, Fransa'da 68, Romanya'da 75 litre iken ülkemizde ise bu miktar sadece 24 litre seviyesinde seyrediyor.
Kaliteli ve sağlıklı süt tüketimi sadece 8 lt
 Halen tüketilen sütün %68'ini de 1930'lardan beri satışı yasak olan ve sağlığı tehdit eden açık süt oluşturuyor. İşlenmiş ve paketlenmiş süt tüketimine baktığımızda ise ülkemizde yıllık kişi başı tüketimi 8lt olarak gerçekleşiyor.
 Süt; ülkemizde çocukların en fazla tükettiği içecekler arasında 2. sırada, yetişkinler arasında 3. sırada yer alıyor.

 

Sütteki arz & talep dengesi

 

Türkiye’de bahar aylarında mevsimsel olarak laktasyon döneminin başlaması nedeniyle süt arzı oldukça artıyor ve Nisan ve Mayıs aylarında maksimum orana ulaşıyor. Ancak yaz aylarından itibaren özellikle Temmuz ve Ağustos aylarında azalmaya başlayarak Eylül ayında minimum oranlarda seyrediyor.
 
Yine Yörsan’ın istatistiklerine göre, Süt ve Süt ürünlerine olan talep, Mayıs ayında en düşük noktasında olup Haziran ayı ile birlikte artışa geçerek Eylül ayında en yüksek seviyeye çıkıyor

 

10.09.2013