Nesnelerin İnterneti: İnsana Yeni Rakip! (Tanol Türkoğlu, Felsefe Taşı, 22 Şubat 2016)

İnsanoğlu çevresinde “akıl yürütme” becerisine sahip ama insan-olmayan nesnelerle yaşamaya hazırlansa iyi olacak. Nesnelerin İnterneti lafı çok masum. İnsanoğluna (kendi yarattığı) bir ortak geliyor!

 

İnternette en çok hangi sitelere “takılıyorsunuz”? Zamanınızı en çok ne yaparak geçiriyorsunuz? Genellikle cevaplar; Facebook, Youtube, Google, Twitter (’da mesaj okuyarak, video izleyerek, arama yaparak).

 

Teknolojik anlamda bu imkânlar web denilen dijital bir altyapı sayesinde gerçekleşiyor. Hani “web sitesi” deniyor ya! Site demişken; eğer bunları fiziksel bir metaforla açıklamak gerekseydi; her biri çeşitli boy, kat ve mimaride bina olarak değerlendirilebilirdi. Kimisi bir kaç katlı, kimisi gökdelen.

 

İstanbul’a o gözle baktığımızda genellikle binaların hangi yıllarda yapılmış olduğunu tahmin edebiliriz. 60’lı yıllarda yapılan 5-6 katlı binalar, 80’li ve 90’lı yıllarda yapılan 10-15 katlı binalar. 2000’li yıllardan sonra yapılan rezidanslar vb.

 

Web siteleri de benzer şekilde çeşitli evrelerden geçmekte. 90’lı yıllardaki ilk evresinde web siteleri statik bir içeriğe sahipti. Yani web sitesindeki metin, görsel, video v.b. malzeme (“içerik”) o sitenin “sahibi” ya da “yöneticileri” tarafından sağlanıyordu. Site ziyaretçilerine o içeriği okumak, izlemek v.b. düşüyordu.

 

Web 1.0 denilen bu evreyi “sosyal” açıdan değerlendirdiğimizde; yani kim kiminle aktif bağlantı içinde diye sorduğumuzda, karşımıza teknik bir cevap çıkıyordu: Cihazlar cihazlar ile etkileşim içindedir.

 

Sonra Tim O’Reilly diye birisi çıktı ve Web 2.0 dedi. İçeriği site sahipleri değil, site ziyaretçileri oluşturmalıdır dedi. Önce blog siteleri (blogspot, wordpress v.d.) ardından sosyal ağ siteleri (Facebook, Twitter, Youtube v.d.) hayatımıza girdi. “Sosyalleşme”nin normu değişti. Sosyalleşmek için bireylerin artık fiziksel olarak aynı mekânda olması gereği ortadan kalktı.

 

Bu evrede sosyalleşmek, birey ile birey arasında (ama dijital bir platform üzerinden) gerçekleşmeye başladı. Bu etkileşimin ardında bıraktığı izler de “içerik” i oluşturdu.

Tabii bu aşamada herkes web 3.0 nasıl olacak diye sormaya başladılar. Acaba web 3.0’da öne geçen şey ne olacak? Semantik web mi? Yani bir web sayfasındaki içeriğin anlam veya mahiyetinin ne olduğunu bilen teknolojiler mi? Yoksa video web mi? Çünkü artık giderek içerik videolaşmakta.

 

Web 3.0’ın ne olacağı pek net değil. Ancak nesnelerin internetinin web 3.0’a yön vereceği kesin. Sosyal etkileşim açısından nesnelerin internetinin web 3.0’da cihazları ürünler ile “konuşabilecek” hale getireceği bekleniyor.

 

Açık alanda otlayan bir ineğe takılan sim kart hayvanın fiziksel durumunu anlık olarak tespit edebilir ve örneğin ateşi belli bir eşik değerinin üstüne çıkarsa veteriner kontrol sürecini tetikleyecek bir uyarı sinyalini gönderebilir.

 

Ya da evdeki kahve makineniz, kahve çekirdeği koyduğunuz haznesi bitmeye yüz tuttuğunda düzenli alışveriş yaptığınız bakkal veya markete sipariş geçebilir.

 

Kısacası insanoğlu çevresinde “akıl yürütme” becerisine sahip ama insan-olmayan nesnelerle yaşamaya hazırlansa iyi olacak. Nesnelerin İnterneti lafı çok masum. İnsanoğluna (kendi yarattığı) bir ortak geliyor.

01.07.2016