İş stresi kalp krizi geçirtiyor (Mesude ERŞAN, Hürriyet İK, 24 Aralık 2012)

İş stresinin kalp krizi riskini artırdığına hiç şüphe yok. Uzmanların önerisi stresle baş etme yöntemleri geliştirmeniz, neyi yaparken mutlu olduğunuzu keşfetmeniz.

 

Geçtiğimiz aylarda dünyanın saygın tıp dergilerinden Lancet’ de yayınlanan bir meta analiz, stresli iş ortamlarının kalp krizi riskini yüzde 23 oranında artırdığını ortaya koydu. 7 ülkeden, toplam 200 bin kişiyi kapsayan, hem yayınlanmış hem de yayınlanmamış araştırmaların meta analizine dayanan çalışmada, “iş stresinin küçük ama devamlı artan kalp krizi riskiyle ilintili olduğu” sonucuna varıldı. Araştırmacılar, yaşam tarzı, yaş, cinsiyet ve sosyo-ekonomik farklılıklar göz önüne alındığında bile, işleri tarafından zorlanan insanlar için riskin yüzde 23’den daha fazla olduğunu buldu. Araştırmacılar iş ortamında, iş ve maaşın beklenen yönde gidip gitmeyeceği konusundaki belirsizlik gibi stresi ve sağlığı etkileyebilecek pek çok faktörün bulunduğunu hatırlatıyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Hakan Karpuz ile uzman Dr. Barış İkitimur’ dan konuyla ilgili bilgi aldık.

 


İş stresiyle, yaşamın diğer alanlarında karşılaşıyan stresin etkisi bir mi?

 

 

İş stresi kişiyi etkileyen stresi oluşturan bileşenlerden birisi. Stres denildiğinde akla gelenler arasında insanı etkileyen iş stresi, günlük hayatta karşılaşılan majör olaylar (yakın birinin kaybı, boşanma, duygusal ilişki sorunları, ev ve şehir değiştirme vb), ekonomik sorunlar gibi dış faktörler başta geliyor. 2004 yılında yapılan büyük ölçekli bir vaka kontrol çalışmasında ayrı ayrı bu faktörlerin kalp sağlığı üzerine olan etkileri incelendi ve sürekli olarak iş stresi yaşayanların yaklaşık olarak, evlerinde sürekli stres altında olanlara benzer miktarda kardiyovasküler risk artışına maruz kaldıkları görüldü. İlginç bir şekilde, iş stresi finansal olaylara bağlı stresten ve stresli majör yaşam olaylarından daha fazla kardiyovasküler olay artışına neden oluyor. İş stresinin bu etkisinin iki kattan yüzde 20-40’a kadar değişik oranlarda olduğu, değişik çalışmalarda bildiriliyor. Bu konudaki veriler çok yeterli olmasa da iş stresinin göz ardı edilmemesi gereken bir faktör olduğunu rahatlıkla söylemek mümkün.

 


Stres kalbi nasıl vuruyor?

 

 

Stres, vücudun stresli olaylarla başa çıkmasını sağlayan hormonların kontrol mekanizmalarını etkiliyor. Vücudun kendi kendine çalışan yani “otonom” sinir sisteminin önemli bir parçası olan semptatik sinir sisteminin aktivasyonu tam da bu etkilerin odağında yer alıyor. Hipofiz, böbrek üstü bezleri ve doğal olarak kortizol gibi hormonların etkilerinin de olabileceği düşünülüyor. Karmaşık ve halen tam anlaşılamamış mekanizmalarla damarların içini kaplayan hücrelerin fonksiyonlarının bozulması, iltihabi olaylarda artış, kanın pıhtılaşmasının azalması ve pıhtı yıkımının azalması gibi birçok olay tetikleniyor. Ve sonuçta klinikte kalp krizi, inme sonuçları görüyoruz. Bu arada strese bağlı gelişen kaygı, depresyon, fiziksel aktivitede azalma, kilo kontrolünde bozulma, yeme alışkanlıklarının değişmesi, sigara ve alkol tüketimi de kalp ve damar sağlığını bozuyor.

 


İş stresinin daha doğrusu bir miktar adrenalin iyi olduğu söylenir. Sizin bu konudaki fikriniz nedir?

 

 

İnsan hayatında her şeyin bir kararı olması gerekiyor. İş stresi denilince işin getirdiği yük kadar, işin yapılması esnasında kontrolün kişide olmaması, maddi ya da manevi açıdan yeterli tatmin hissedilmemesi de stres yaratıyor. Burada kişinin bu stresle başa çıkabilmesi için mevcut sosyal ortamında, yani gerek iş yerinde, gerekse evinde ve özel yaşamında psikolojik olarak destek görmesi çok önemli.

 

 

Kişilik özellikleri de etkili mi?

 

 

Kişinin özellikleri stresi nasıl algıladığı ve nasıl başa çıktığını etkiler. Stresin sağlıklı bir şekilde karşılanması önemli. İş stresiyle ilgili yapılan çalışmalarda ortaya atılan hipotezler arasında, sarf edilen eforla kazanılan ödül arasındaki dengesizliğin kişinin dışındakiler kadar, kişisel nedenleri olabileceği de yer alıyor. Eğer kişinin kontrol sağlamaya ve onaylanmaya olan ihtiyacı, kendini efor ve ödül arasında dengesizliğin olduğu bir ortamda bulunmaya itiyorsa stresin artması gayet doğal.

 

 

Başarı, mutluluktan önce gelmez

 

 

İNDA Çözüm Odaklı Danışmanlık ve Eğitim Merkezi’nden Uzm. Klinik Psikolog-Yönetici Koçu Ayşegül Kalem Ertal, uzun vadeli ve keyifli bir iş yaşamının ilk şartının kendimize iyi bakmak olduğunu söylüyor.

 

 

Öncelikle neyi yaparken mutlu olduğumuzu keşfetmeyi öneren Ertal, yapılan araştırmalara dikkat çekiyor. Çünkü araştırmalar, artan mutluluk seviyeleriyle orantılı olarak işteki verimlilik, kârlılık ve bağlılığı da arttırdığını ortaya koyuyor. En basit haliyle insan işini seviyorsa, o işle ilintili stresi, baskıyı yönetmede daha fazla içsel kaynak kullanabiliyor. Böylece işin stresi, doğal akışın bir parçası gibi algılanırken, kişiyi tükenmeye de götürmüyor. Öte yandan iş ve özel yaşam birbirini etkiler. Her ne kadar iş ve ev dinamiklerini ayrı tutmaya çalışsak da özünde her iki platformda da aynı insanız. Önemli olan bu iki denklemin birbirini nasıl etkilediğini farkında olup yönetebilmek. Kişi olarak güçlü bir içsel kaynakla kendi iyiliklerimizi öncelikle takdir edebilir, başarılarımızı kendimiz kutlamayı öğrenebiliriz. Böylece yarın karşımıza çıkacak zorlukları alt edebiliriz. Ertal’a göre son dikkat edilecek nokta ise bugünü atlamadan yaşamak. Oysa atlanan her öğün, her sohbet molası, her uyku bizim uzun vadeli randımanımızdan çalıyor ve tam tersine stresi kronik hale getiriyor.

 

31.12.2012