7 aylık ihracat 84.4 milyar dolar (Dünya Gazetesi Dış Ticaret, 01 Ağustos 2015)
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), temmuz ayı ihracat verilerini açıkladı. Buna göre temmuz ayında ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13 düşerek 10 milyar 857 milyon dolar oldu.

Yılın 7 aylık döneminde toplam ihracat yüzde 8,8 gerileme ile 84 milyar 369 milyon dolar olarak gerçekleşirken, son 12 aylık ihracat ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,9 düşerek 148 milyar 567 milyon dolar oldu.

TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, ihracattaki düşüşte emtia fiyatlarındaki gerileme ile oluşan fiyat baskısı ve dünya ithalatındaki düşüş ile Euro-Dolar paritesindeki yaşanan kayıpların etkili olduğunu vurguladı.

Büyükekşi “Temmuz ayında sanayi ve tarım ihracatımız kilo bazında yüzde 4,1 arttı ve AB’ye ihracatımız Euro bazında yüzde 6,9 artış gösterdi. Bu veriler, ihracatçılarımızın dünyaya daha fazla mal sattıklarını ve dünyada pazar payı kazanmaya devam ettiklerini gösteriyor” diye konuştu.

TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi’nin tüm açıklaması şöyle:


Terörü kınıyoruz


Türkiye son günlerde zor bir dönemden geçiyor. Geçtiğimiz ay Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde tüm Türkiye’yi derinden etkileyen, elim bir terör saldırısı gerçekleşti. Bu olayların ardından polisimize, askerimize kurulan hain pusular yüzünden bir kere daha sarsıldık. Her türlü terör girişimini kınıyor; şiddeti lanetliyoruz. Suruç başta olmak üzere, bugüne kadar terör olaylarında hayatlarını kaybetmiş tüm vatandaşlarımıza ve güvenlik güçlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve halkımıza baş sağlığı diliyoruz.

Türkiye’de huzur, hoşgörü, birlik ve beraberlik ortamına yakışacak şekilde yaşamak hepimizin ortak arzusudur. Ülkemizin ilerlemesine, başarısına ve dünyada önemli bir yer edinmesine katkıda bulunmak, her bir vatandaşımızın emeğidir ve gururudur. Buna ters düşecek yaklaşımlara karşı durmak ortak sorumluluğumuzdur.

Türkiye’deki istikrarın korunmasına, ekonomik büyümenin devamına ve demokrasimize kast eden tüm saldırıların karşısında olduğumuzu tekrar belirtmek istiyoruz. Her zaman olduğu gibi, bu kötü günlerin üstesinden de millet olarak hep birlikte geleceğimize inanıyoruz.


“Türkiye’nin önceliği istikrarın korunması”


Türkiye’nin daha önce olduğu gibi ekonomi gündemine odaklanması gerektiğini vurgulamak istiyoruz. Türkiye’nin ihracat odaklı büyüme ve üretim politikasını sürdürerek yeni bir başarı öyküsüne ihtiyacı olduğuna inanıyoruz. Ülkemizin üretime ve reel sektöre daha fazla destek vererek, ihracatta yeni pazarlara odaklanarak yıllık büyüme hızını yüzde 3 seviyesinden son yıllarda olduğu gibi yüzde 5 ve üzerine çıkarması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun yolunun da inovasyon, Ar-Ge, tasarım, markalaşmayı ön plana çıkarmamız ve dijital dönüşüme hızla adapte olmamızdan geçtiğine inanıyoruz.


Dünya ekonomisi yavaş tempoda ilerliyor


Dünya ekonomisi 2015 yılını büyüme hızında bir miktar kayıpla sürdürüyor. Bu gelişmede özellikle, gelişmekte olan ekonomilerin tempo kaybı etkili oluyor.  Gelişmiş ekonomilerdeki toparlanma da yavaş seyrini koruyor. Bu doğrultuda, IMF de Temmuz ayında yayınladığı World Economic Outlook raporunda, gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ekonomilere dair 2015 beklentilerini aşağı yönlü revize etti. Bununla birlikte, her iki ülke grubunda da 2016 yılında ekonomik hızın güçleneceği beklentisi korunuyor.

Yunanistan ile AB, IMF ve kreditörler arasında yeni bir yardım ve borç programı uygulanması konusunda uzlaşma sağlanmasını bölge dinamikleri ve ticaretimiz açısından güzel bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Yunanistan sorununun bir iflas veya Euro’dan çıkış ile sonuçlanmaması Avrupa Birliği’ndeki iyileşmeyi destekliyor. Avrupa Birliği’ndeki büyüme ve iyileşme özellikle ihracatımız için büyük önem taşıyor. Dolayısıyla bu beklentiler, geleceğe yönelik ümitlerimizi yeşertiyor. Keza Avrupa ekonomisindeki toparlanma ile birlikte, yılın ilk 5 ayında AB’nin Euro bazında ithalatı %2 artarken, AB’ye ihracatımız Euro bazında %12 artış gösterdi.


İran anlaşması türkiye için önemli fırsatlar barındırıyor


İran ile nükleer silah konusunun barışçıl bir çözüme kavuşturulması, tüm dünyanın güvenliği için önemli bir gelişme oldu. İran ile P5+1 ülkeleri arasındaki müzakerelerin kalıcı bir anlaşmayla sonuçlanması, sadece İran’ın değil tüm bölgenin dış ticaretini güçlendirecek tarihi bir adımdır.

İran’ın dünya ile bütünleşmesi, bölgede siyasal risklerin azalmasının yolunu açacak, böylece tüm bölgeye yatırımlar artarken, bölgenin dış ticareti de gelişecektir. Bu bağlamda İran ekonomisinde, bilhassa turizm, enerji, bankacılık, petrokimya, telekomünikasyon, ulaştırma ve otomotiv sektörlerinde büyük çaplı yatırımlar ve dönüşümler yaşanmasını ve dolayısıyla İran’ın altyapısının yenilenmesinde ve geliştirilmesinde, özellikle havaalanı, karayolu, otel ve konaklama tesislerinin inşası, modernizasyonu ve işletilmesi konusunda büyük fırsatların doğmasını bekliyoruz.

Bu anlaşma ile birlikte İran’a yaptırımların kademeli olarak kalkmasını, İran Riyali’nin istikrara kavuşmasını ve İran’ın uluslararası bankacılık sistemine entegrasyonunun kolaylaşmasını bekliyoruz. Bu durumundan en fazla yarar sağlayacak olan ülke ise bu fırsatı iyi değerlendirdiği takdirde Türkiye olacak. Bunun en büyük sebebi olarak da İran’ın refah düzeyinin yükselmesi ve buna bağlı olarak tüketiminin artmasının 2016 yılının ortalarından itibaren ihracatımıza olumlu katkı vereceğini tahmin ediyoruz. Sayın Ekonomi Bakanımızın da açıkladığı gibi İran ile ticaret hacmimizin yılsonunda 16 milyar dolar, 2016 itibarıyla ise 35 milyar dolara yükselmesini bekliyoruz.

Diğer taraftan, ABD ve AB başta olmak üzere diğer uluslararası firmaların da İran’a ciddi bir ilgi duyduğu gerçeğinden yola çıkarak gerek ticaret gerekse yatırımlar hususunda, üçüncü taraflardan önemli bir rekabet ortamı ile karşılaşılabileceğini düşünüyoruz. Dolayısıyla söz konusu fırsatlar ile birlikte oluşacak rekabet ortamında ihracatçılarımızın ve yatırımcılarımızın cesur adımlar atmasının oldukça önemli olduğuna inanıyoruz. Bu amaçla da bir an önce İran ile ilişkilerimizin geliştirilmesi için çalışmalarımızı hızlandırmamız gerektiğini düşünüyoruz.


Çin ile yerel parayla dış ticaretin geliştirilmesine sıcak bakıyoruz


Hassas dış dengelerin ve sanayileşme stratejilerinin kritik önem kazandığı bu dönemde, krizler kadar fırsatlar ve yeni politikalar tüm dünya ekonomileri tarafından değerlendiriliyor. Bizim de bu noktada pro-aktif davranarak para birimimiz Türk Lirası’nın global ölçekte daha etkin bir rol oynaması için Çin ile yapılacak Yuan-TL anlaşmasının iki ülke arasında karşılıklı altyapının kurulmasıyla birlikte önemli bir rol oynayacağına inanıyoruz. Bu bağlamda İran ve Rusya örneklerinde olduğu gibi Çin’le de yerel parayla dış ticaretin geliştirilmesine sıcak bakıyoruz.


Dünya mal ticaretinde gerileme yaşanıyor


Tüm küresel konjonktüre baktığımızda aşağı yönlü risklerin hala geçerliliğini koruduğunu görüyoruz. Bu risklerin başında özellikle dünya mal ticaretindeki gerileme, düşük emtia fiyatları ve Euro-dolar paritesindeki düşüş gelirken, ihracatımız da bu gelişmelerden son derece olumsuz etkileniyor.


Dünya ithalatında yılın ilk yarısında ortalama yüzde 13,8’lik gerileme yaşandı. En fazla ihracat yaptığımız Almanya’nın yılın ilk 5 ayındaki ithalatı dolar bazında yüzde 17 gerilerken, İtalya’nın ithalatının yüzde 16, Fransa’nın ithalatının yüzde 19, İspanya’nın ithalatının yüzde 16, Rusya’nın ithalatının yüzde 39, Çin’in ithalatının yüzde 17, Hollanda’nın ithalatının yüzde 20 ve Fas’ın ithalatının yüzde 23 gerilediğini görüyoruz.


FED faiz artışı beklentisi emtia fiyatlarını geriletiyor


Diğer taraftan, ABD Merkez Bankası FED’in faiz artışı beklentisi ile doların güçlenmesi emtia fiyatlarında gerilemeye yol açıyor. Özellikle metal fiyatları ile altın başta olmak üzere kıymetli maden fiyatlarında gerileme daha çok hissediliyor. Örneğin, Brent Petrol’un fiyatı son 12 ayda %50, çeliğin %67, nikelin %40, altının fiyatı ise %16 geriledi. Düşen emtia fiyatları, birim fiyatları da aşağıya çekiyor. İşte bu yüzden ihracatçılarımız aynı ürünü daha düşük fiyata satmak zorunda kalıyor. Ürün sayısı ya da sattığımız ürünün kilogramı artmış bile olsa düşük fiyatlar, ihracatımıza değer bazında kayıp olarak yansıyor.


İhracatçılarımız ise bu konjonktürde kilogram bazında ihracatını artırıyor. Temmuz ayında tarım ve sanayi sektörlerimizin kilogram bazlı ihracatı yüzde 4,1, ilk 7 ayda ise yüzde 2,5 artış gösterdi. Bu da birim fiyatlarının düştüğü, dünya ithalatının gerilediği bir ortamda Türkiye’nin daha fazla ihracat yaptığını ve dünyada pazar payı kazandığını gösteriyor.


Diğer taraftan uzun bir süredir Euro-Dolar paritesi üzerinde ABD Merkez Bankası FED’in faiz artırım süreci etkili oluyor. Bu sebep nedeniyle ortalama parite değeri Temmuz ayında yüzde 18,8, yılın ilk 7 ayında ise yüzde 18,6 geriledi. Paritenin ihracatımıza olumsuz etkisi temmuz ayında 1,2 milyar dolar olarak gerçekleşirken ilk 7 ayda bu rakam 8 milyar doları geçti.


8 milyar dolar parite kaybı


Biz sene başında paritenin ihracatımıza olumsuz etkisinin tüm yıl için 8 milyar dolar olabileceğini tahmin etmiştik. Yılbaşında tahmin ettiğimiz rakama 7 ayda ulaştık. Dolayısıyla ilk 7 ayda tüm ihracatımızdaki rakamsal gerilemenin 8 milyar dolar olduğunu düşünürsek, bu kaybın tamamının pariteden kaynaklandığını görüyoruz. Bu şu anlama geliyor, eğer parite geçen yıl ile aynı kalsaydı, ilk 7 ayda ihracatımız geçen sene ile aynı seviyede kalacaktı.

Halbuki Euro bazında bakıldığında AB’ye ihracatımız Temmuz ayında yüzde 6,9, ilk 7 ayda ise yüzde 7,2 artış gösterdi. Kilogram bazında baktığımızda ise AB’ye kilo bazlı ihracatımızın Temmuz ayında yüzde 7,4, ilk 7 ayda ise yüzde 1,4 artış gösterdiğini görüyoruz. Dolayısıyla ihracatımız, doların tüm dünyada değerlenmesine paralel olarak değer kaybetmiş görünse de, kilogram bazlı ve Euro bazında değerlere baktığımızda ihracatımızın görünenden daha iyi bir konumda olduğunu görüyoruz. Buradan yola çıkarak Eylül ayından itibaren değer bazında da ihracatın toparlanacağını tahmin ediyoruz.
01.08.2015