200+ yıllık sorumuz: Nasıl sanayileşeceğiz? (Edip Emil ÖYMEN, Dünya Gazetesi, 24 Şubat 2018)

Türkiye’de İktisat Politikaları Seçenekleri konulu bir araştırma Friedrich Ebert Vakfı, TÜSES ve Türk Sosyal Bilimler Derneği ortaklığında 1992’de yapılmıştı. Projenin genel koordinatörleri iktisatçılarımız Taner Berksoy ve Korkut Boratav’dı.

Projenin ilk cildi “Türkiye’de Sanayileşmenin Yeni Boyutları ve KİT’ler” başlık olarak teknik, ama içerik bakımından bugüne de ışık tutacak nitelikte. Henüz cep telefonunun olmadığı, internetin ülkemizde tanınmadığı, özel radyo ve televizyonların yasasız bir şekilde gecekondu gibi yayına başladığı, Özal’ın cumhurbaşkanı, Demirel’in başbakan olduğu bu yılda (kitabın yayın tarihi bir yıl geç: 1993) şu yazılanlar bugünü anlatıyor aslında:

 

25 yıl önceki öngörü
“1960’larda teknolojik düzey ve üretkenlik açısından Türkiye ile aynı sıralarda, hatta daha gerilerde yer alan bazı Pasifik ve Uzakdoğu ülkeleri teknolojide ve üretimde sıçramalar yaparken, Türk sanayii, kendi teknolojisini de (belli bir ölçüde) üreten, yenilikçi bir üretim mekanizması kuramamış, son tahlilde, sanayileşmiş ülkeler grubu içindeki eskilerle ve kervana sonradan katılan yenilerle arayı, belki de kapatılamayacak kadar çok açmıştır.” “Tarihin bu kesitinde Türkiye, sanayi toplumunun daha ötesine, bilgiye dayalı ekonomi ve topluma geçiş için son şansını kullanma durumundadır. Çünkü sanayileşme tek başına bir hedef olarak seçildiğinde, 20’nci yüzyıla demir atmak anlamına da gelebilir. Nihai hedef, sanayi ötesi topluma geçebilmek için bir sanayileşme modelinin aranmasıdır.” (s.64)

Dijitalleşmede neredeyiz?

Ülkemizi sanayi ve ötesine taşıyacak bir model hep aranıyor. Bu, eskiden “ağır sanayi” iken, internetin ortaya çıkmasıyla önce “e-dönüşüm” sonra “dijitalleşme” adlarını aldı. Şimdi ise dijitalleşmenin daha kapsamlı boyutuna Sanayi 4.0 diyoruz. (Ama bunu her ülke demiyor. Üstelik Üçüncü Sanayi Devrimi diyen iktisatçılar var).
1995’te ülkemizde internet kullanıcı sayısı sadece iki bindi (TR-NET verisi). Bugün ise nüfusun yüzde 70’e yakını internet kullanıyor. Ülke olarak dijitalleşme hızımız da bu civarda: Accenture Dijitalleşme Endeksi 2016’ya göre özel sektörün dijitalleşme ortalaması % 61.
“Daha Yeni Başlıyor” ne diyor?
Veriyi bilgiye, ileri düzeyde bir beceriyle dönüştüren ülkeler, bilgiyi katlamalı hızla artırmakla meşgul. Ülkemizin, hızı hep artan bu sürece ayak uydurabilmesi gerek. Ancak, küresel göstergelerde inovasyonda, rekabette nerelerde olduğumuz belli. Türkiye Bilişim Vakfı Başkanı Faruk Eczacıbaşı’nın “Daha Yeni Başlıyor” adlı kitabı, sanayi ötesi yenidünya düzeninde, üzerimize gelmekte olan bilgi tsunamisini nasıl yönetmemiz gerektiğine dair örnek ve öngörülerle dolu. 233 sayfalık kitaptaki 263 referans, bu tsunaminin kanıtı.
Ülkemizde karar alıcıların, kitaptaki şu sorular üzerinde düşünmesi gerekiyor: Dijital dönüşümü nasıl hızlandıracağız? Daha esnek, daha kıvrak bir yapıya nasıl geçmeliyiz? Bunu sağlayacak en önemli öğe eğitim olduğuna göre hele? Çünkü dijitalleşme artık, her şeyi, evet her şeyi kapsıyor. Öyle bir ağ ki, bütün kurumların, ülkelerin, nüfusların üzerini şal gibi örtüyor. Dünya tarihinde örneksiz bu dönüşümde biz nerede olacağız?

TÜBİSAD’tan durum saptaması

Türkiye Bilişim Sanayicileri Derneği’nin yeni “Türkiye’nin Dijital Ekonomiye Dönüşümü” raporunun son paragrafında ise özetle deniliyor ki: “Bir yönetişim modeli ve yeni bir yapılandırma gerekli. Bu, bir topluluğu değil tüm toplumu, bir sektörü değil tüm sektörleri, bir kamu kurumunu değil tüm kamu kurumlarını kapsayıcı ve denetleyici olmak zorunda. Çünkü dijital değişimin yönetimi, eşgüdümü, etkinliği, devletin en üst düzeyinde ve rolde bu konuyu sahiplenmesi, ilgili mevzuat ve kanunlarla desteklenmesiyle mümkün olabilir.” (s.194) Çünkü gelecek 5 yılda dijitalleşmenin gelişimini en çok kısıtlama riski olan faktörler nelerdir diye sorulduğunda “nitelikli işgücü teminindeki zorluklar” yüzde 81’i aşıyor. “Bilgi toplumuna geçiş konusunda güçlü bir siyasi irade olmaması” yüzde 43’ü aşıyor. (s.180).

24.02.2018